Antalya biyolojik mücadele, kimyasal ilaçlamadan daha ucuz | Av Doğa & Oltacı Dergisi TV
SON DAKİKA

Antalya biyolojik mücadele, kimyasal ilaçlamadan daha ucuz

Bu biyografi 24 Şubat 2020 - 14:03 'de eklendi ve 82 views kez görüntülendi.

Biyolojik mücadele, kimyasal ilaçlamadan daha ucuz

TÜRKİYE‘de toplam 500 bin dekarı bulan örtüaltı üretim alanının 10-12 bin dekarında zararlılara karşı biyolojik mücadele yapıldığı, bu oranın çok düşük olduğu kaydedildi. Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde bombus arısı üretiminin yanı sıra biyolojik böcek üretimi de yapan Koppert firmasının Genel Müdürü Ali Eroğlu, biyolojik mücadelenin kimyasal ilaçlara oranla yarı yarıya daha ucuz olduğunu, bu konuda çiftçinin bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye‘de, büyük bölümü Antalya’da olmak üzere, yaklaşık 500 bin dekar alanda örtüaltı üretim yapılıyor. Biberden salatalığa, maruldan patlıcana özellikle Akdeniz sahil kesimindeki 250 bin dekar alanda sera üretimlerinin yarısını, domates oluşturuyor. Seralarda bitkilerdeki tozlanmada faydalı böcek olarak da adlandırılan bombus arıları sayesinde, zirai ilaç kullanımı neredeyse sıfırlandı.

BİYOLOJİK MÜCADELE DOĞANIN KENDİSİ

Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde bombus arısı üretiminin yanı sıra biyolojik böcek üretimi de yapan Koppert firmasının Genel Müdürü Ali Eroğlu, aslında doğada var olan bir sistemi tekrar inşa etmeye çalıştıklarını söyledi. Bitki korumada kullanılan kimyasal veya diğer ürünler ortaya çıkmadan önce doğanın kendi içinde canlılar arasındaki etkileşimle biyolojik mücadeleyi asırlardır kullandığına işaret eden Eroğlu, ‘Biz tekrar bu mekanizmayı inşa etmeye çalışıyoruz” dedi.

KEDİNİN FAREYLE BESLENDİĞİ GİBİ

Bombusun sağladığı faydaların bir üst segmentinin daha yoğun insan sağlığı ve çevre korumaya yönelik çözümler üreten bir mekanizma olduğunu anlatan Eroğlu, ‘Doğada bütün canlılar arasında yaşamını devam ettirmek için mücadele var. Bu noktadan hareketle serada ya da tarım alanlarında genel anlamda bitkilerde zararlı olan böceklere karşı faydalı böcekler ya da organizmalar olarak adlandırdığımız bitkilere zarar vermeyen ama bitkilerde zarar oluşturan organizmaları, böcekleri yok eden, onla beslenip hayatını devam ettiren bir mekanizmadır. Aynen kedinin fareyle, kurbağanın sinek ve sivrisinekle beslendiği gibi” diye konuştu.

BİYOLOJİK MÜCADELEDE MANTAR VE BAKTERİLER DE VAR

Ali Eroğlu, tarım alanlarında zararlı böceklere karşı doğada bulunan, onları yiyerek yok eden, ya da onların içinde yumurtalarını, yani gelecek nesillerini devam ettirmek üzere diğer canlıyı ortam olarak kullanıp, onun bitkideki zararını engelleyen faydalı böceklerin kullanılmaya başlandığını söyledi. Eroğlu, ‘Biyolojik ya da bioteknik mücadelede sadece faydalı böcekler yoktur, diğer faydalı organizmalar da vardır. Mantarlar, bakteriler, virüsler, tarım alanlarında bitkilere zararı hafifletmekte veya engellenmektedir” dedi.

TÜKETİCİNİN BİLİNÇLENMESİ GEREKİYOR

Biyolojik böceklerin kullanıldığı üretimlerin daha çok Avrupa gibi bölgelere yapılan ihracat ürünlerinde kullanıldığını dile getiren Eroğlu, ‘Ancak Türkiye’nin konvansiyonel tarımındaki yoğun pestisit, kimyasal ilaç kullanımı, biyolojiklere çok az yer verilmesi ve daha çok toplam üretimimizin, iç pazar ağırlıklı olması, ihracatın daha az olması bu ürünlerin ön plana çıkmasını engelleyen bir unsur haline geliyor. Avrupa’daki standartları bizim insanımız için de yakalamamız ve bu nitelikteki ürünleri bizim ülkemizde de sunabiliyor olmamız gerekiyor. Bunun için de önce tüketicinin bilinçlenmesi gerekiyor” diye konuştu.

TEDARİKÇİLERE DE GÖREV DÜŞÜYOR

Kimyasal ilaçların çevre ve insan üzerindeki olumsuz etkilerinin son 20 yılda çok ciddi bir konu haline geldiğini, küresel ısınmayla ilişkilendirildiğine dikkat çeken Eroğlu, ‘Bu mekanizmalarla üretilen ürünlerin, üretilmemiş ürünlerden bir etiketle ayrıştırılarak, tüketiciye doğru ürünün ulaşması da sağlanmalı. Süpermarketler veya manavdan kasaba bütün gıda satışı yapan tedarikçiler bu bilinçle hareket ederek aldığı üründe bu koşulları, standartları içeren ürünleri tüketiciye sunuyor olabilmeli. Tarım Bakanlığının da bunları hem regüle eden hem düzenleyen hem denetleyen bir yapı içinde olması çok önemlidir” dedi.

500 BİN DEKARDA SADECE 10 BİN DEKAR

Türkiye’de toplam 500 bin dekarı bulan örtüaltı üretim alanında, biyolojik ve bioteknik ürünlerin kullanıldığı alan miktarının sadece 10-12 bin dekar civarında olduğuna işaret eden Eroğlu, ‘500 bin içinde 10 bin dekar çok küçük oran. Bu alanın ana bitkisi ise biber. Biber bizim ihracatta daha çok problem yaşadığımız bir ürün. Çiftçi daha sık ilaçlama yapmakta, maliyeti artırmakta ancak istediği sonucu alamamaktadır. Bu şartlarda en etkin metot biyolojik mücadeledir” diye konuştu.

BİYOLOJİK MÜCADELE MALİYETİ DAHA UYGUN

Kimyasal ile biyolojik mücadele arasındaki maliyet farklılıklarına da değinen Eroğlu, ‘Örneğin biyolojik mücadelenin 1 dekar maliyeti 1000 liradır ve yarısını Tarım Bakanlığı hibe olarak çiftçiyi destekler. Yani çiftçiye maliyeti 500 lira. Sadece kimyasal ilaç kullanan üreticilerde biyolojik mücadele maliyetlerine yakın bir değerde üretim yapmaktadır ve bunda devlet desteği yoktur. Bugün Türkiye’de biyolojik mücadele maliyeti çiftçi açısından daha karlı. Yani üreticiye ‘bu iş çok pahalı kardeşim, bunu ben yapmıyorum’ dedirtecek kadar bir fark yok ortada. Sadece çiftçinin kültürünü, bu işi yapış şeklini değiştirecek, tedarikçi ve tüketiciden talepler gelmesi ve analizlerin yapılıyor olması gerekiyor” dedi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tarım ve Orman Bakanlığı destek verdi! Seri üretime geçiliyor!

Malatya'da kayısı çekirdeğinden toz ve yaş olarak üretilen kahvenin Tarım ve Orman Bakanlığının desteğiyle seri üretiminin yapılması planlanıyor. Dünya kuru kayısı üretiminin büyük kısmının yapıldığı kentte, kayısı çekirdeği ihracatından yıllık ortalama 15 milyon dolarlık gelir elde ediliyor. Coğrafi işaret tescil belgesine sahip Malatya kayısısının çekirdeğinden üretilen kıvamlı ve instant kahve türleriyle bu ürünün katma değerinin artırılması hedefleniyor. Kayısı Araştırma Enstitüsü Müdürü Abdullah Erdoğan, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Ar-Ge Destek Programı kapsamında 2017 yılında başlattıkları kayısı çekirdeği kahvesi geliştirme projesinin geçen yıl sona e…

Doğanın bağrında, doğayla barışık bir yaşam

Yusuf ve Teslime çifti 35 yıldır, Neolitik çağdan günümüze birçok uygarlığın yaşam alanı olarak seçtiği, kendine özgü benzersiz kaya şekilleri ve 8 bin yıllık prehistorik kaya resimleriyle ünlü Beş Parmak (Latmos) dağlarının gözlerden uzak bir köşesinde yaşıyor. Evlerini, sularını karşılayacakları mini barajı, tandırı, ocağı kendileri yapmış. Evlerinde tek teknolojik alet var ve bir de pilli bir radyo...  Yusuf Bilir, Latmos'un vahşi coğrafyasında doğmuş. Önceki yıl hastalanıncaya kadar, 65 yıl boyunca bu coğrafyadan hiç uzaklaşmamış. 35 yıl önce evlenmeye karar verdiğinde, Teslime hanım ile birlikte kendi yuvalarını, bu gün yaşadıkları evlerini yapmak için omuz omuza çalışmışlar. Yusuf Bilir, her taraf kayalık olsa da, ev y…

Kirlenmesin diye ellerini nehirde yıkamayan kayıp Türkler: Dukhalar

Türkçe'nin bir lehçesini konuşan bu kabilenin adı Dukhalar. Bir başka deyişle ise Tsaatan halkı. 'Kayıp Türkler' olarak da bilinen bu topluluk, avlarını paylaşarak, ormanlardan yemiş toplayarak doğayla uyum içinde yaşıyorlar. Doğaya o kadar saygılılar ki ellerini dahi nehirlerde yıkamıyorlar. Aslında bu tip halklar Asya'nın her yerinde bulunabilir ama Dukhalar'ı diğer göçeme halklardan ayıran en büyük özellikleri; Tibet sığırı, deve, keçi ya da at yerine ren geyiği besiciliği yapmaları ve kurtlarla yaşamaları.2 Dukha halkına 'Tsaatan' denmesinin sebebi de şu: Moğolistan'da Dukhalar'dan başka ren geyiği yetiştiren bir topluluk yok, bu nedenle Moğolcada 'rengeyiği insanı' anlamına gelen 'Tsaatan' diye adlandırılıyorlar.3 Ren geyiğini …

Gölbaşı Barajı’nın yüzde 90’ı kurudu, çiftçiler endişeli

1 Bursa Ovası'ndaki tarım arazilerinin büyük bir kısmına su kaynağı olan Kestel ilçesindeki Gölbaşı Barajı'nın yüzde 90'ı kurudu.   2 Geçen sene bu zamanlarda barajın suyla dolu olduğunu belirten çiftçiler, çok endişeli olduklarını ve ektikleri sebzeleri sulayacak su  olmadığını söyledi. 3 Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1933 yılında tarım arazilerini sulamak için, Bursa'nın Kestel ilçesine yaptırılan Gölbaşı Barajı'nın yüzde 90'ı kurudu.  4 Uludağ ve Katır Dağları'ndan akan sularla beslenen, Gürsu, Kestel, Yıldırım ve Osmangazi ilçesindeki tarım arazilerini sulamak için kullanılan barajda yaşanan kuraklık, bölge çitçilerini endişelendirdi.  5 Kıyıdan, yer yer 100 metrey…

“Artık evin bir ferdi oldu”

Yavru sincap, ikizlerin neşesi oldu. Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde veteriner Hekim Kaçan, tedavi için kendisine getirilen bir sincaba evinde bakıyor. 5 yaşındaki ikizleri Roni ve Robin'in sincapla güzel vakit geçirdiklerini, ona da 'Moni' adını verdiklerini söyleyen Kaçan, "Artık evin bir ferdi oldu" dedi DHA Yüksekova’ya yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki Sürekli köyünde yaşayan kişi, yaklaşık bir ay önce hasta ve bitkin halde bulduğu sincabı Yüksekova Belediyesi Veteriner Hekimliği'ne getirdi. DHA'nın haberine göre burada veteriner olarak görev yapan Hekim Kaçan sincabın tedavisini yaptıktan sonra doğaya bırakmak istedi. Soğuk hava nedeniyle sincabın telef olacağından korkan Hekim Kaçan, hayvanı evine götürdü. Alınan karara en çok da Ka…

Keşfedilmeyi bekleyen 10 doğa harikası ?

Bulutların üzerindeki uçsuz bucaksız yaylalar, ağaçlarla çevrili göller, görkemli vadiler ve şelalelerle hepsi keşfedilmeyi bekliyor. Hatta içlerinden biri ‘yeryüzündeki cennet’ olarak nitelendiriyor. İşte Karadeniz'in keşfedilmeyi bekleyen 10 doğa harikası Yeşil ve mavilik: GİDEROS KOYU / KASTAMONUBurası Karadeniz’in hırçın dalgalarının uğramadığı yeşil ve mavinin kartpostallık görüntüler oluşturduğu bir bölge. Çevresi yemyeşil dik dağlarla çevrili olan koy pek bilinmese de yat sahipleri arasında oldukça popüler. Ormanın yüzüğü: DELİKLİKAYA ŞELALESİ / ARTVİNArtvin'in Murgul ilçesine bağlı Başköy'de sarp ormanlık alanda, kayanın içinden akan su ile doğal yollarla oluşan yüzük şeklindeki ‘Delikli Kaya Şelalesi’ yaz…

GÜNLÜK HABER AKIŞI

SON DAKİKA HABERLERİ