Doğanın sesi mi, paranın sesi mi? | Av Doğa & Oltacı Dergisi TV
SON DAKİKA

Doğanın sesi mi, paranın sesi mi?

Bu biyografi 15 Eylül 2020 - 16:10 'de eklendi ve 125 views kez görüntülendi.

Ne derler para sesi, su sesi kulağa güzel gelen seslermiş. Şimdi bir bakalım bu iki ses aynı güzellikte mi yoksa biri diğerinden daha mı güzel? Çok yakın geçmişte, daha iki ay önce dünyada çok kişi para sesi daha güzel diyordu belki, şimdi ne deniliyor bilemiyorum… Sormak lazım…

Sanırım en doğrusu, paranın sesi ile dünyanın en güzel su seslerine sahip olmaya çalışmak, su sesini korumak ve çoğaltmak… Zira su varsa tabiat var, bereket var, yaşam var, üretim var, iş var, yürüyen ekonomi var ve refah var…

Paranın rengine bugüne değin dolardan kaynaklı yeşil deniyordu, şimdi de “Yeşil paranın rengidir” deniyor ancak farklı algı ile… Bu durumda çok basit bir önerme yaparsak; paranın rengi yeşildir, doğanın rengi de yeşildir o halde doğa, paradır diyebilir miyiz? Artık Green Economy, Green Bond, Green Banking, Green Economics Institute, Green Recycling vb tanımlamalara, kurum ünvanlarına rastlıyorsak, paranın yolunun doğadan geçmeye başladığı sürece girmişiz demektir…

Çevresel riskleri ve ekolojik kıtlıkları azaltmayı amaçlayan ve çevreyi bozmadan sürdürülebilir kalkınmayı amaçlayan ekonomi olarak tanımlanan “Yeşil Ekonomi” kısa sayılabilecek bir süre önce hayatımıza girdi, bundan sonra da bu olgu ile beraber yaşayacağız. Gözüken o ki direnenlerin de fazla direnme gücü olmayacak…

İçinde bulunduğumuz dönem adına çok kişinin kullandığı bazı cümleleri kurmak istemiyorum içlerinde çok klişe, ezber cümleler var. Önümüzdeki dönem neler olacak, önümüzdeki dönemin kendisi bize yaşatarak gösterecek zira anladığım kimsenin bu konuda net bilimsel cevabı henüz bulunmuyor… Tek kavradığım şu; bu süreçten 7,8 milyar dünya nüfusunun tamamı dolaylı/dolaysız etkilenecek… Çabamız olumsuz etkilerin minimumda kalması…

Yeni Normal olarak tanımlanan dönem yola çıktı yani değişimin kalıcı hale gelmesi… Hangi değişimler kalıcı olacak ya da başka ne değişimler bizi bekliyor hepsini filmin oyuncuları olarak yaşayacak ve öğreneceğiz Öğrenmenin farklı metotları var tabii bedeli en ağır olanı yaşayarak öğrenmek ama en kalıcı olanı da bu… Zor, oyun bozar…

İçinde bulunduğumuz dönemin finansal tablosuna gelirsek ;

Öncelikle biliyoruz ki ekonomik sıkıntılar dönemsel olarak yaşanır ancak önemli olan reel sektör sıkıntılarının finans sektörüne sirayet etmemesi, ettiği dönemleri hatırlayalım hatta hiç unutmayalım… Güçlü mali sistem reel sektörü ayakta tutar… Eski bir bankacı ve girişimci olarak ve kriz yaşamış, yönetmiş bir olarak öneririm ki “pozitif olmakla gerçekçi olmak karıştırılmasın” ve kriz yönetimi de daha önce kriz yönetmiş tecrübelerle beraber yürütülsün… Ezbere değil, deneyimlenmiş bilgilerle süreç kontrol altına alınabilir ve aşılır.

Bizler şanslıyız ki ülkemizin gayet güçlü bir finans sistemi var ve bu dönemece de likit yapı ile girdiler. Keza şubesiz bankacılığı en iyi uygulayan ülkelerden biriyiz. Ve hatta finans sektör yetkililerimiz bu konuda Know-How transferi dahi yaptı. Hal böyle olunca şu an itibari ile ödemeler dengesi devam ediyor. Diğer taraftan İngiltere çıkışlı Açık Bankacılık (Open Banking) işleyişi hayatımızı daha da kolaylaştıracak. Finans sektörü bir süredir dijitalleşmeye ağırlık vermişti ancak bu işsizlik endişesi de yaratmasın; büyük bir bankamızın üst düzey yetkilisi “dijitalleşme ile işten çıkarım yapmayacağız, çalışanlarımızı masa başından çok dışarda aktif müşteri çalışmalarına yönlendireceğiz” şeklinde beyanda bulundu. İnsan kaynağı her zaman en önemli kaynaktır nitekim bunu online satış ve dağıtım kanalı şirketlerinin COVID-19 döneminde hayli yoğun sayıda çalışan işe alması ile deneyimledik. Pek tabii bu durumda mavi ve beyaz yaka işgücünü analiz etmek de ayrı yazı başlığı ve uzmanlık alanı gerektirir…

Elimizdeki bir diğer somut veri ise; finans sektörü bundan sonra Green Bond – Yeşil Tahvil dediğimiz mekanizma ile fonlama yapmaya başlayacak, nitekim halihazırda Yeşil Tahvil (Green Bond) ürünü çıkarmış finans kurumlarımız bulunmakta. Böylece; ihraç gelirlerinin kısmen ya da tamamı ile, yeni ve/veya mevcut yeşil ve sosyal alanlarda olumlu etkisi olan (düşük karbonlu varlıklar) projeleri finanse veya refinanse etmek mümkün olabilecek…

Yeşil Tahviller, son yıllarda yeşil finansman akışlarını destekleyen, finansal ürün geliştirme yeniliği açısından önemli yere sahip hikayelerden biri zira hızlı büyüyen iklim risklerini yönetmede etkili ve şeffaf bir araç olabilme işleyişine sahip.

Teknik ve çevresel kriterleri bakımından doğa ile uyumlu projelerin finansmanına öncelik veren ve bunları şeffaf olarak raporlayabilen finans kurumları bu hassasiyetleri ile daha avantajlı (faiz, vade vb) kaynaklara ulaşım şansına sahip olabilecekler. Bu avantajlar da pek tabii reel sektöre yansıyacak… Burdan baktığımızda bizi yine doğa koruyor, nasıl mı? Biz onu koruyan yatırımlar yaptığımızda o da bizi maliyetlerde koruyor… Herkes kazanmıyor mu?

Yeni dünya düzenini kimler hangi çerçevede dizayn eder, edecek göreceğiz ancak tek gerçek şu ki yeni dünya düzeninin rengi bayağı bildiğimiz “Yeşil” olacak… Ton ayarlamasını da iyi yapan kazanır…

Seyran Hatipoğlu

Sürdürülebilir Enerji Danışmanı

kaynak

Yeşil Ekonomi

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erfelek Tatlıca Şelaleleri, kestane kargası, baykuş, sincap, sansar, gelincik, tavşan ve karaca gibi yaban hayvanlarına da ev sahipliği yapıyor

Erfelek Tatlıca Şelaleleri ziyaretçilerine görsel şölen sunuyor Tarım ve Orman Bakanlığınca 2011'de tabiat parkı ilan edilen Erfelek Tatlıca Şelaleleri, kestane kargası, baykuş, sincap, sansar, gelincik, tavşan ve karaca gibi yaban hayvanlarına da ev sahipliği yapıyor 01Sinop'un Erfelek ilçesinde iki ormanın birleştiği derin vadi içerisinden akan irili ufaklı 28 şelaleden oluşan Erfelek Tatlıca Şelaleleri, beyaz örtüsüyle ziyaretçilerini adeta büyülüyor. 02AA'nın haberine göre Tarım ve Orman Bakanlığınca 2011'de tabiat parkı ilan edilen 720 dekarlık alana sahip Erfelek Tatlıca Şelaleleri, beyaz örtüsüyle de ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. 03Bünyesinde bir kilometrelik iki farklı yürüyüş parkurunu bulunduran tabiat parkı, alabalık, kestan…

Tarım ve Orman Bakanlığı destek verdi! Seri üretime geçiliyor!

Malatya'da kayısı çekirdeğinden toz ve yaş olarak üretilen kahvenin Tarım ve Orman Bakanlığının desteğiyle seri üretiminin yapılması planlanıyor. Dünya kuru kayısı üretiminin büyük kısmının yapıldığı kentte, kayısı çekirdeği ihracatından yıllık ortalama 15 milyon dolarlık gelir elde ediliyor. Coğrafi işaret tescil belgesine sahip Malatya kayısısının çekirdeğinden üretilen kıvamlı ve instant kahve türleriyle bu ürünün katma değerinin artırılması hedefleniyor. Kayısı Araştırma Enstitüsü Müdürü Abdullah Erdoğan, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Ar-Ge Destek Programı kapsamında 2017 yılında başlattıkları kayısı çekirdeği kahvesi geliştirme projesinin geçen yıl sona e…

Doğanın bağrında, doğayla barışık bir yaşam

Yusuf ve Teslime çifti 35 yıldır, Neolitik çağdan günümüze birçok uygarlığın yaşam alanı olarak seçtiği, kendine özgü benzersiz kaya şekilleri ve 8 bin yıllık prehistorik kaya resimleriyle ünlü Beş Parmak (Latmos) dağlarının gözlerden uzak bir köşesinde yaşıyor. Evlerini, sularını karşılayacakları mini barajı, tandırı, ocağı kendileri yapmış. Evlerinde tek teknolojik alet var ve bir de pilli bir radyo...  Yusuf Bilir, Latmos'un vahşi coğrafyasında doğmuş. Önceki yıl hastalanıncaya kadar, 65 yıl boyunca bu coğrafyadan hiç uzaklaşmamış. 35 yıl önce evlenmeye karar verdiğinde, Teslime hanım ile birlikte kendi yuvalarını, bu gün yaşadıkları evlerini yapmak için omuz omuza çalışmışlar. Yusuf Bilir, her taraf kayalık olsa da, ev y…

Kirlenmesin diye ellerini nehirde yıkamayan kayıp Türkler: Dukhalar

Türkçe'nin bir lehçesini konuşan bu kabilenin adı Dukhalar. Bir başka deyişle ise Tsaatan halkı. 'Kayıp Türkler' olarak da bilinen bu topluluk, avlarını paylaşarak, ormanlardan yemiş toplayarak doğayla uyum içinde yaşıyorlar. Doğaya o kadar saygılılar ki ellerini dahi nehirlerde yıkamıyorlar. Aslında bu tip halklar Asya'nın her yerinde bulunabilir ama Dukhalar'ı diğer göçeme halklardan ayıran en büyük özellikleri; Tibet sığırı, deve, keçi ya da at yerine ren geyiği besiciliği yapmaları ve kurtlarla yaşamaları.2 Dukha halkına 'Tsaatan' denmesinin sebebi de şu: Moğolistan'da Dukhalar'dan başka ren geyiği yetiştiren bir topluluk yok, bu nedenle Moğolcada 'rengeyiği insanı' anlamına gelen 'Tsaatan' diye adlandırılıyorlar.3 Ren geyiğini …

Gölbaşı Barajı’nın yüzde 90’ı kurudu, çiftçiler endişeli

1 Bursa Ovası'ndaki tarım arazilerinin büyük bir kısmına su kaynağı olan Kestel ilçesindeki Gölbaşı Barajı'nın yüzde 90'ı kurudu.   2 Geçen sene bu zamanlarda barajın suyla dolu olduğunu belirten çiftçiler, çok endişeli olduklarını ve ektikleri sebzeleri sulayacak su  olmadığını söyledi. 3 Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1933 yılında tarım arazilerini sulamak için, Bursa'nın Kestel ilçesine yaptırılan Gölbaşı Barajı'nın yüzde 90'ı kurudu.  4 Uludağ ve Katır Dağları'ndan akan sularla beslenen, Gürsu, Kestel, Yıldırım ve Osmangazi ilçesindeki tarım arazilerini sulamak için kullanılan barajda yaşanan kuraklık, bölge çitçilerini endişelendirdi.  5 Kıyıdan, yer yer 100 metrey…

“Artık evin bir ferdi oldu”

Yavru sincap, ikizlerin neşesi oldu. Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde veteriner Hekim Kaçan, tedavi için kendisine getirilen bir sincaba evinde bakıyor. 5 yaşındaki ikizleri Roni ve Robin'in sincapla güzel vakit geçirdiklerini, ona da 'Moni' adını verdiklerini söyleyen Kaçan, "Artık evin bir ferdi oldu" dedi DHA Yüksekova’ya yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki Sürekli köyünde yaşayan kişi, yaklaşık bir ay önce hasta ve bitkin halde bulduğu sincabı Yüksekova Belediyesi Veteriner Hekimliği'ne getirdi. DHA'nın haberine göre burada veteriner olarak görev yapan Hekim Kaçan sincabın tedavisini yaptıktan sonra doğaya bırakmak istedi. Soğuk hava nedeniyle sincabın telef olacağından korkan Hekim Kaçan, hayvanı evine götürdü. Alınan karara en çok da Ka…

GÜNLÜK HABER AKIŞI

SON DAKİKA HABERLERİ