Kamil Üçbaş Avdoğa Müzesi

“Müzeler gezmek için değil, hissetmek ve yaşamak içindir.”

UFUK GÜLDEMİR’İ SAYGI, SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ…

BUNDAN 14 YIL ÖNCE BU GÜN SONSUZ AVLAKLARA UĞURLADIĞIZ AVCI DOSTUM, MESLEKTAŞIM UFUK GÜLDEMİR’İ SAYGI, SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ…

(Ufuk Güldemir’i kaybettiğimiz gün Avdoğa Dergimizde yayınladığım yazıyı tekrar buradan yayınlıyorum.)

Ufuk Güldemir’in ardından TV’lerde, gazetelerde, arkadaşları, dostları, tanıyanlar, tanımayanlar, duygularını yazdı. Bende Ufuk Güldemir’le Avdoğa’nın, Kamil Üçbaş’ın iletişimini aktarmaya çalışacağım. Bir bakıma “Analiz” olacak. Onun ardından, bu “Analiz” ilk ve son olacak.

UFKUMUN UFUK ABİSİ

Anka Ajansın Genel Müdürü dostum Teoman Erel 1970 yılların sonunda, ilk kez Ufuk Güldemir’den bahsetmişti. Onu Anka Ajansa Ankara’da yayımlanan Yürüyüş Dergisinin tasarımını götürdüğümüzde Teoman beyin yanında görmüştüm ve tanışmıştım. Daha sonraki yıllarda avcılıkla ilgili çıkardığım dergi için gittiğim vakıfta rahmetli Dr. Mete Enuysal büyük bir gururla bizim ekipte meslektaşın avcı Ufuk Güldemir’de var demişti. O yıllarda yanlış hatırlamıyorsam Star TV’de Yayın Yönetmeniydi. İlk konuşmamız telefonla olmuştu. Artık birbirimizden haberdardık. Daha sık görmeye başladık.

1995 yılının Eylül sayısında yayınladığım derginin sayfalarında, Ufuk Güldemir, kızı Su, yazarımız Mehmet Arpaz rahmetli Rıza Arpaz ve dostlarıyla Durusu’da atış yaparken karşımıza çıkıyor.

Yıl 1996 Ufuk Güldemir dergimizin muhabiri, avcılıkla ilgili yaptığımız yayınları ve dergimizi de yanına alarak, Macaristan’a ava gidiyor, dergimiz adına Mavad yetkilisi Piter Whilley ile söyleşi yapıyor. Dergimizin aralık sayısında bu söyleşiyi yayımlıyoruz.

Yıl 1997 Ocak ayı, Ufuk Güldemir’den izin alıyoruz. Amerika’da yazdığı Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Kazın Ölümü Acıdır” yazısını dergimizde yayımlıyoruz. Müthiş bir etki yaptı, okurlarımızdan övgüler aldık.

Dergimizin 1997 Şubat sayısında “Nazilli’de Av” yazısında yine Ufuk Güldemir’i okuyoruz. Arpaz kardeşlerin davetlisi olarak gittiği avda kızı Su’da yanında, yaptıkları keyifli avı dergimizde yayımladık.

1997 Mart ülkede av tüfekleri konusunda medyada müthiş bir propaganda var. Meclis av tüfeklerinde kısıtlama istiyor. Pompalı ve otomatikler yasaklanmaya çalışılıyor. Ufuk Güldemirbüyük bir gazetede “Hurafe – Gerçek” başlığıyla yazdığı yazıda bu konuyu aydınlatıyor ve bu yazısını bize de gönderiyor, dergimizde yayınlıyoruz.

Ufuk Güldemir yaşamında avcı kimliğini hiç mi hiç gizlemedi. Milliyet Gazetesi Yayın Yönetmeniyken dergimizin yazarı olan bir abimize köşe vermişti. Bu köşede her hafta avcıların sorunlarını dile getiriyordu. Yanlış hatırlamıyorsam Milliyet Gazetesinde bu köşe bir kaç yıl sürdü.

Aradan yıllar geçti. Avdoğa Dergimizin 2004 Ma¬yıs sayısının kapağı Ufuk Güldemir ve avladığı 330 kg.lık dünya rekoru domuzun fotoğrafı oldu. Birçok avcının o sayının kapağını çıkartıp çerçeve yaptırıp avcı kulüplerine astığını görüyoruz. Ufuk Güldemir’in avcılığı da yaşamı gibi hep zirvede, hep en iyisi en kalitesi.

Bu arada Ufuk Güldemir’le sık sık görüşmeye başladık. Aynı yaşta olmamıza rağmen o bana Kamil Ağabey veya Kamil’ciğim derdi. bende ona aynı Ufuk Abi veya Ufuk’cuğum derdim. Tüm dostları bilir onun çok özel bir ağabey demesi vardı. Bir gün Habertürk’e davet etti. Kapıdan girişte çok büyük harflerle ‘’Bu işyerinde şortla çalışmak serbesttir’’. yazısı gözüme çarptı. Hiç bir iş yerinde böyle bir yazı görmemiştim. Ufuk Güldemir, özgür düşüncesini ve yaşam felsefesini daha kapıdan girişte insanın kafasına kazıyordu. Yukarı çıktığımda belki 70 – 80 kişi çalışıyordu. “şortla çalışanı da görmedim” Stüdyonun ortasında koltuğa oturduk herkes karıncalar gibi çalışıyor. Her kes işinin başında. O arada haberler başladı, haberi sunan arkadaşa”Kamil’i canlı yayına al” dedi. “Allah Allah, hiç bir hazırlığım yok abi” dedim. “Ben kamerayı görünce, mikrofonu alınca elime bayılacak gibi oluyorum, beni affet” dedim,”Kamilciğim sen halledersin, dergi editörüsün ve avcılara ve kamuoyuna mutlaka söyleyecek bir şeyin vardır” dedi ve canlı yayın odasına beni bir fırlattı, canlı yayın ve haberlerin tam ortasına. Sonrasında haberleri sunan arkadaş beni zor susturdu. Gerçekten de söylenecek o kadar şey vardı ki, zaman yetmemişti.

Ufuk Güldemir’i kaybettikten sonra çalışanlarıyla yapılan röportajlarda hepsinin ortak söylemi “Ufuk Güldemir bize kendimize güveni ve cesur olmayı öğretti” şeklindeydi.

İşte başka bir gün yine Habertürk’e gittiğimde Habertürk’ün bahçesindeki restauranta birlikte yemek yedik, ben konuşmaktan yemeğimi bile yiyememiştim, hiç bir şey kaçırmak istemiyordum. Dergi ile ilgili konuştuk, o gün derginin kimliğini ve içeriğini beğeniyordu, kişilikli bir dergi diyordu. Özellikle kapak tasarımlarını çok beğendiğini söylüyordu.

Bir akşam evine davet etmişti. Eşi Gaya hanımla tanıştırmıştı. Evinin salonundaki büyük masada albümlerindeki gittiği avların fotoğraflarını büyük bir gururla gösterdi. Bazılarının kısa hikayesini anlattı. Yine heyecandan ikram ettikleri çayı bile içememiş-tim. Fotoğraflarının büyük bir kısmını bana vermişti. Bende Ankara’ya döndüğümde A3 boyutunda özel bir takvim yapıp göndermiştim. Tek takvim sadece Ufuk Güldemir ve avlarının olduğu. Beni arayıp teşekkür etmişti.

Haziran 2004 sayımızda, Hürriyet yazarı Ayşe Arman’ın Ufuk Güldemir’le yaptığı söyleşiyi yayımladık. O yazıda Ufuk Güldemir hiç bir avcının söylemeye cesaret edemediği şeyleri söylemişti. Ayşe Arman yazısının gir-işinde Ufuk Güldemir’i şöyle tarif etmişti.

“Sebebi yok. Bazılarını, diğerlerinden daha fazla seversin. Ufuk Güldemir’de benim için, işte o “bazılarından” biri. Seviyorum adamı. Hoşlanıyorum. Beğeniyorum. Tabii ki herhangi bir objektif kriterim yok. Zaten olsa, adı sevgi olmazdı değil mi? His bu, his! Bir insanı neden sevdiğini maddeler halinde anlatabilir misin? Teşekkür ederim! Öyle uzun uzadıya bir tanışıklığım da yok. Beni gördüğüm adam ilgilendiriyor. O gördüğüm de, cins bir adam. Aykırı bir adam. Biraz yalnız bir adam. Çıkıntı bir adam. Zaman zaman gıcık bir adam. Ukala bir adam. Pire için yorgan yakacak adam. Sular bir tarafa akarken, öbür tarafa akan bir adam, Soyadı Güldemir ya! Ben takarım soyadlarına. Bir tarafı, “ha ha-hi hi”, açık, modern, yenilikçi, mis gibi gül gibi bir herif! Diğer tarafı ise, Allah muhafaza, kodumu oturtan, anlaşılması güç, kendi içinde Matruşka gibi oyunları olan, zor demir gibi sert bir adam. Bütün bunları ben uydurmuyorum tabi. Ama izliyorum onu uzun zamandan beri.

Yanı başında çalışmak isteyeceğim insanlardan biri. Çünkü hoşuma gidiyor kafasının çalışma biçimi. Ya çok saygı duyacağın ya gırtlaklamak isteyeceğin biri. Arası yok. Haliyle hakkında her zaman rivayet çok. Ben onun Cumhuriyet zamanlarını bilmiyorum, Ufuk Güldemir denen adamı tanıdığımda bir televizyon dehasıydı, yazılı değil görsel basındaydı. Bir ara Milliyet Gazetesi Yayın Yönetmeni oldu. Ama Ufuk bu, mutlaka kafasına uymayan bir şeyler bulur ya da birinin kafasına uymayan bir şeyler yaratır. Neticede insanların hayat boyu yapışmak isteyeceği ‘post’u o ya da bu şekilde terk eder, kendi yolunda yeni bir şeyler bulmak için ilerler. Bulur da; ve öyle şeyler yapar ki, ya sever-sin ya nefret edersin ama kayıtsız kala-mazsın. Artık bir televizyon kanalı patronu o Haberturk onun bebeği.”

Ekim 2004 Ufuk Güldemir yine dergimizin kapağında, müthiş bir geyik, Ufuk Güldemir’in keskin bir bakışı ve elini namlusundan tuttuğu omzunda bir fotoğraf, avıyla kıyafetiyle tüfeğiyle, duruşuyla bir avcı, tabii ki kapak olacaktı. Dergimizin her yıl düzenlediği 2004 Avcılık Oskarları Ödülünün sahibi Ufuk Güldemir oldu, kendisine bu ödülü kabul eder misiniz dediğimde, “gurur duyarım” dedi. 8 – 12 Eylül 2004 tarihinde yapılan bir törenle, görevlendirdiği bir arkadaşımıza vermiştik. Yurt dışından döndüğünde arayıp tekrar teşekkür etmişti.

Ocak 2005 “Acıdır Ayının Ölümü” başlıklı bir yazısını yazdı, bu yazı kamuoyunda çok tartışıldı. Hiç taviz vermedi, geri adım atmadı. Yazısının hep arkasında durdu.

Almanya’nın Nürnberg kentinde düzenlenen dünyanın en büyük fuarlarından biri olan IWA 2005 fuarında, tamamen ingilizce olarak yayımladığımız ülkemizin av-yaban hayatını ve avcılığını anlattığımız özel sayı “Avdoğa Dergisi”nin kapağına Ufuk abinin Dünya Rekoru domuzu fotoğrafını koymuştuk. Dünyada ilk kez Türkiye’nin av-yaban hayatını anlatan derginin kapağına ne koyacağımızı yayın kurulu üyeleriyle görüştüğümüzde ve bu fotoğrafı koya¬cağımı söylediğimde tüm arkadaşlar oy birliği ile karar vermişlerdi. Ufuk Güldemir ve dünya rekoru böylelikle özel sayıya kapak oldu.

O tarihte IWA’ya gidenler bilir. Dünya basın standında sergilediğimiz dergimizi ziyaretçiler kapış kapış almışlardı. IWA’da 330 kg.lık domuzu espri konusu olmuştu. Yabancılar “Bu Fil” diyorlardı.

Ve Yaban TV.

Ufuk Güldemir’le Yaban TV kurulmadan önce birçok görüşmemiz oldu. Programlar konusunda sorular soruyordu, kişiler konusunda görüşleri mi alıyordu. Bu aşamada bana güvendiğini ve düşüncelerime değer verdiğini hissettiriyordu bana. Desteğin lazım dediğinde, “sonsuz” dedim. “Elimden geleni yapacağım” dedim. Kısmet olursa önümüzdeki günlerde Yaban TV’de Ufuk abi ile tasarladığımız programları izleyeceksiniz. Tam 12’den vuran programlar.

Bu arada e-maillerle telefon mesajlarıyla hemen hemen her gün görüşüyorduk. Son 20-30 mesajını silmedim. Hepsi özel ve önemli sırası geldiğinde belki yayınlarım. Programlar yayınlandığında program hakkında görüşlerimi soruyordu. Ben de düşüncelerimi aktarıyordum.

Internet sitelerinde yazılan eleştiri derecesini aşmış yazılara bozuluyordu, eleştiriye açıktı, temeli olmayan eleştiri sınırlarını aşan acımasız yazılara kızıyordu ve avcıların sesini duyuracağı, bir forum programı yapalım dedi. Benim her hafta İstanbul’a gelemeyeceğimi söyledim. Ali Yücel’i önerdim. Bu program konusunda ayrıntıları konuştuktan sonra Yaban TV’de Türkiye Avcıları Forum Programı hayata geçti. Bu program yayınlandığı saatin bitiminde hep aradı, Ali Yücel’in kravatından duruş şekline kadar bana düşüncelerini söyledi, ben de programın yapımcısı ve sunucusu Ali Yücel’e uygun bir şekilde söyledim. Türkiye Avcıları Forum programı görüşmelerimiz aşağı yukarı 10 hafta sürdü. Hassas olduğunu bildiğim için düşüncelerimi aktarırken konuşurken kelimelerimi bile özenle seçiyordum.

Bu arada Ufuk abinin hastalığından bahsetmiyorum, bahsetmek istemiyorum. Doktorların kısa bir ömrün var demesine rağmen bu süreyi direnciyle, yaşam mücadelesiyle ikiye katladı. Yaşamını hızlandırdı, hasta olduktan sonra daha çok ava gitti, bize yurtdışına hastaneye gidiyorum dediği anlarda hep avdaydı.

Tarih 2006 9-10 Eylül, Hasan Cemal’in “Ufuk Güldemir’le Teksas’ta Av” yazısı Milliyette yayınlanmıştı, telefonla sevgili Hasan Cemal’den izin istiyorum, bu yazıyı Avdoğa’da yayınlamak için o da sağolsun izin verdi ve Ekim sayımızda yayınladım, aslında konunun başlığı av ama Hasan Cemal’in yazısında Ufuk Güldemir’in hastalığa karşı insani düşüncesini ve direncini anlatıyordu. Teşvikiye cami avlusunda karşılaştığım Hasan Cemal’de Ufuk Güldemir’i konuştuk. “Ufuk Güldemir’le Teksas’ta Av” yazısını tekrar yayın iznini istedim.

“Seve seve, yayınlayabilirsin” dedi.

İşte Yaban TV’de hasta olduğunu bile bile, sonsuz avlaklara yakın bir zamanda gideceğini bile bile kurdu. Yine bir ilke imzasını attı. Kısa bir sürede müthiş bir ilgi yakaladı, köylerden, kentlerden, metropollere kadar insanlar Yaban TV izliyorlar.

Bu avcılık için devrimdi, birçok kişinin avcı olduğunu gizlediği dönemde, cesurca ortaya çıktı ve Yaban TV’yi kurdu.

Ufuk Güldemir bir kaç ay önce arayıp, dergiyi okuyorum, çok beğeniyorum, yazıların, yazarların içerik çok iyi, fakat şu an Mehmet Şahankaya’nın yazısını okuyorum, içerik güzel, vurgu¬lu yerleri büyük harf yazmışsınız, büyük harf başlıktan başka yerde kul¬lanılmaz, yayıncı olarak gözünden kaçmış sanıyorum. Bu önemli bir konu dikkat et demişti. Ufuk abi hastaydı ve düşünün Avdoğa Dergisinin harfleriyle, puntolarıyla ve fontlarıyla uğraşıyordu. Bizde yazarımız, dostum Mehmet Şahankaya’ya ilettim. O günden itibaren yazılarındaki büyük harfleri küçük harf yapmaya çalıştık.

Tarih 9 Haziran Cumartesi günü Anadolu Avcılık Ödülleri gecesine katılmak için gittiğimiz İstanbul’a önce sevgili ağabeyim Ali Toksoy’un fab¬rikasına uğradık. Anadolu Avcılık Ödülleri gecesinde açacağımız serginin çerçeveli fotoğraflarını teslim etmeye gittiğimizde, Ufuk Güldemir’in sağlığının hiç iyi olmadığının haberini sabah Ali Toksoy’dan almıştık.

Akşam törenin yapılacağı Ceylan Intercontinental gittiğimizde gelen konukların hemen hemen hepsi gecede Ufuk Güldemir’i arıyorlardı. Hep beklediler.

Ufuk Güldemir’i görememiştik ama o bizi nasılsa Yaban TV’nin canlı yayınında görüyor diyorduk. Sunucudan tutun, ödül alanlar, ödül veren¬lerin tüm konuşmalarında hep UfukGüldemir’e sağlıklar dilendi, tüm masalarda hep Ufuk Güldemir konuşuldu.

Yaban TV çalışanları bile o gece müthiştiler, Murat Esendağ, Ali Birerdinç, canlı yayının başında koşturuyor. Feride hanımın daha iyiyi sunma çabası, Levent beyin koşturması, kameramanlar, ışıkçılar, canlı yayın masasında çalışan arkadaşların titiz çalışmaları müthişti. Yaban TV’nin bu fedakarlığını gecenin bitişine kadar gözledik ve sanki Ufuk Güldemir hep yanımızdaydı. Yaban TV çalışanları onu bize hissettirdiler.

Dostum Dr. Ali Şevket Bürkev gece bitiminde İstanbul dışından gelen dostlarla bir arada olalım, hem de Yaban TV için bir Doktor Ali’nin Postası çekmek istiyoruz diyerek Durusu’ya davet etmişti. Pazar günümüzü İstanbul’da arkadaşlar ile birlikte başka bir program yapmıştık ama dostum Doktor Ali’nin daveti daha ağır bastığı için Durusu’ya geliriz dedik.

Sabah erkenden saatlerde kalktık. Her zamanki gibi Yaban TV’yi açtım Ufuk Güldemir’in ayı avı vardı. Aradan biraz zaman geçti, ikinci avı yayın¬landı, bu işte bir terslik var dedim. Olağan dışı bir şey olduğunu düşündüm. Yaban TV koordinatörü sevgili Murat Esendağ’ı aramayı düşündüm, sabah çok erkendi rahatsız etmeyim dedim. Bu arada Ufuk Güldemir’e bir teşekkür mesajı yaz-maya karar verdim.

Bir kaç kağıda yazdım, yazıyı beğenmedim, hasta olduğu için az ve öz yazmak istiyordum ve nihayet 5-6 deneme yazıdan sonra şöyle bir şey yazdım. “Ufuk abi, bir yayıncı olarak, ödül gecesi Yaban TV ekibini izledim, ekibin olağan üstü çabasına şahit oldum, kutluyorum”

Bu maili gönderdim 1-2 dakika sonra Yaban TV ve Haber Türk ortak yayına geçtiler ve sevgili Ufuk Güldemir’i kaybettiğimizin haberini verdiler, donduk kaldık. Ne yapacağımızı şaşırdık. Durusu’da buluşacağımız arkadaşlarla görüştük. Evine gidelim dedik, Yaban TV’ye gidelim dedik, sonunda Dr. Ali Durusu programını iptal etmedik, Ufuk Güldemir’i anmak için burada toplanacağız dedi. Biz de bunun sonucunda Durusu’ya gittik. Tüm dostlar oradaydı. Ufuk Güldemir’i konuştuk, Dr. Ali’nin Postası programı için herkes üzüntülüydü, ölümü kimse konuşmak istemiyordu ve hep orada yanı başımızda olduğunu hissediyorduk, mikrofon uzatıldığında, cümleler iki dudağın arasından çıktığında, kimse göz yaşları¬na hakim olamıyordu.

Aynı günün akşamı evini ziyaret ettik, kardeşi Şafak beye, eşi Gaya hanımefendiye ve kızı Su’ya taziyelerimizi ilettik. Kızı Su’yla göz göze geldik, beni tanımıştı, sarıldık gözyaşlarımızı tutamadık, ağlaştık. Taziye defterine Ufkumun Ufuk abisi başlığıyla bir yazı yazdım.

Salı günü tekrar Ufuk Güldemir’i uğurlamak için Ankara’dan Türker Sümer, Kaya Boztepe, Murat Boyacıoğlu’yla birlikte yola çıktık. Ufuk abi ile Teşvikiye Caminde helalleştik. Dostları hep oradaydı, kimler yoktu ki, sanatçılar, gazeteciler, parlamenterler, patronlar, köşe yazarları, işçiler, edebiyatçılar, şairler, avcılar, hepsi oradaydılar. Zincirli kuyu mezarlığına vardığımızda dualarımızla kırmızı karanfillerle defnettik, nur içinde yat Ufuk abi.

Yaban TV yöneticilerine her zaman yanınızda olacağımızın mesajını bir kez daha Ufuk Güldemir’in mezarı başında verdik. Yaban TV bize Ufuk Güldemir’den emanet olduğunu bu emaneti en iyi şekilde temsil edeceğimizi Habertürk Yöneticisi Melih Meriç’e de ilettik.

Birkaç gün sonra, Yaban TV’de “Türkiye Avcıları Forum” programında rahmetli Ufuk Güldemir’i andık. Yayında, programın yapıldığı stüdyoya gelen avcılar, rahmetli Ufuk Güldemir’le ilgili düşüncelerini ve baş sağlığı mesajlarını ilettiler. Daha sonra bir tören yapıldı. 81 ilden avcı kulübü yöneticilerinin gönderdiği toprakları stüdyoda açılarak ailesine teslim edilmek üzere Yaban TV ye teslim edildi. Kıbrıs’tan istediğimiz toprağı ise Kıbrıs Avcılık Federasyonu başkanı Harper Orhon kendi elleriyle getirmesi programda duygusal anlar yaşattı.

Ufuk Güldemir 2007 Ocak sayısında Avdoğa Dergimizde “Allah’ın Ülkesinde Ayı” yazısında yazdığı, duyguları bu kez bizlere yaşattı.

Bizde onun gibi, Allah’ın Ülkesinde Ayı avında yaşadığı gibi;

Ağlaya ağlaya dua ettik.

Ben ağladım, O ağladı.

Onlar ağladı, Türkiye ağladı

Avcı ağladı, balıkçı ağladı

Ben ağladım, Gök ağladı.

Kral ağladı, çoban ağladı

Küçük avcı ağladı, büyük avcı ağladı

Yaban TV ağladı, Haber Türk ağladı

Emekçiler ağladı, patronlar ağladı,

Yeni gazeteci ağladı, Eski gazeteci ağladı

Yazarlar ağladı, Televizyoncular ağladı.

Gaya ağladı, Su ağladı

Şafak ağladı, Ufka bakanlar ağladı

Türk avcısı şövalyesini sonsuz avlaklara uğurladı, sonsuz avlaklarda rastgele Ufuk abi.

Kamil ÜÇBAŞ